Özgüven ve cehaletin birleşimi, bir toplumu felakete sürükleyebilir. Çünkü cehalet, çoğu zaman bağırarak konuşur, kuşku ise fısıltıyla.

Bertrand Russell’ın ünlü sözü, zeki ve bilinçli bireylerin sürekli şüphe içinde olmasını, buna karşın cehaletin kendine güvenini vurgular:

"Akıllılar hep kuşku içindeyken, aptallar küstahça kendilerinden emindirler."

Bu söz, bilgi ve cehalet arasındaki ironik uçurumu gösterir. Gerçekten bilen insanlar, bilginin sonsuz bir deniz olduğunu fark ettikçe kendi sınırlılıklarını da görürler. Öte yandan, yüzeyde gezenler, derinliği bilmediklerinden korkusuzca hareket ederler.

Cehaletin özgüveni ve bilgeliğin tereddüdü

Bir insan ne kadar çok şey öğrenirse, aslında ne kadar az bildiğini fark eder. Bu yüzden Sokrates, “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” diyerek bilginin doğasına ışık tutmuştur. Fakat cehalet, insanı yanıltıcı bir kesinlik içinde bırakır. Bu durumu psikolojide Dunning-Kruger Etkisi ile açıklıyoruz: Yetkinliği düşük olan insanlar, bilgi eksikliklerini fark edemedikleri için kendilerini olduğundan daha yetkin sanırlar.

Bilgili bir doktor, en küçük semptomun bile ne anlama gelebileceğini düşünerek teşhis koyarken tereddüt eder. Ama internette iki makale okuyan biri, kendisini tıp uzmanı sanabilir.

Bir filozof, bir fikri savunmadan önce onun zayıf noktalarını sorgular. Ama sokaktaki bir fanatik, hiçbir şüpheye yer bırakmadan inancını kesin doğrular olarak ilan eder.

Neden şüphe değerlidir?

Şüphe, ilerlemenin temelidir. Tarihte devrim yaratan bilim insanları ve düşünürler, mevcut bilgileri sorgulayan insanlardır. Galileo, dünyanın evrenin merkezi olmadığını söylediğinde ona deli gözüyle bakıldı. Darwin, canlıların sabit olmadığı fikrini ortaya attığında büyük tepkilerle karşılaştı. Ama bu kuşkular, insanlığı ilerleten şeylerdi.

Özgüven ve cehaletin birleşimi, bir toplumu felakete sürükleyebilir. Çünkü cehalet, çoğu zaman bağırarak konuşur, kuşku ise fısıltıyla. O yüzden sokakta, televizyonda, sosyal medyada en yüksek sesi çıkaranlar genellikle en az bilenlerdir.

Gerçek bilgelik sessizdir

Eğer bir konuda şüphe duyuyorsan, eğer “Acaba doğru mu?” diye soruyorsan, bu bir zayıflık değil, zekâ işaretidir. Gerçek bilgelik, kesin iddialarla değil, sorgulama yeteneğiyle ortaya çıkar. Ve belki de en büyük bilgelik, bazı şeyleri asla tam olarak bilemeyeceğimizi kabul etmektir.