Başkalarının tanımladığı kimliklerin gölgesinde kaybolmaya devam mı edeceksin? Yoksa bu sorular sana fazla mı geliyor? Yüzleşmekten mi korkuyorsun?
Şimdi dur. Gürültüyü kes, kafandaki yankıları sustur ve kendine sor: Aslında sen kimsin? Başkalarının görmek istediği kişi mi, yoksa senin bile yüzleşmekten korktuğun gerçek mi?Eğer bugün, bütün rollerini bıraksan, seni tanıyan herkes unutsa, sen yine aynı kişi olur muydun? Yoksa koca bir boşlukta kaybolur muydun?
Kendi kimliğini hiç sorguladın mı? Yoksa başkalarının çizdiği sınırların içinde uysalca yürüyenlerden misin? Kim olduğunu bilmeden, ne istediğini de bilemezsin. Kendini tanımadan savruluyorsan, hayatının dümeni senin elinde değil demektir. Kendi hayatında bile figüran olmaya razıysan, başkalarının kuklası olmaktan şikâyet etmeye hakkın yoktur.
İnsan, kalabalıkların içinde bile yapayalnızdır. Bunu kabullenmekten korkanlar, sürekli başkalarına tutunarak var olmaya çalışır. Ama en büyük özgürlük, başkalarına muhtaç olmadan kendi varlığını kabul edebilmektir. Kendi içindeki boşluğu başkalarının varlığıyla doldurmaya çalışanlar, aslında kendilerini hiç tanımamış olanlardır.
Bazıları yalnızlıktan kaçar, bazıları ise onu seçer. Çünkü gerçek güç, yalnız kalabilmektir. Kendi iç sesinle yüzleşmekten korkuyorsan, kim olduğunu bilemezsin. Kendini tanımadan, ne istediğini bilemezsin. Ve ne istediğini bilmeden, sadece başkalarının seni yönlendirdiği hayatı yaşarsın.
Hiç daha büyük bir şeyin parçası olduğunu düşündün mü? Sadece kendi küçük dünyan içinde mi dönüp duruyorsun, yoksa içinde bulunduğun sistemin, evrenin, tarihin bir parçası olduğunu fark ediyor musun? Sen sadece kendin için mi varsın, yoksa daha büyük bir anlamın taşıyıcısı mısın? Eğer hayatını sadece kişisel arzuların ve korkuların üzerine kurduysan, gerçekten var olmuş sayılır mısın? Yoksa bu koca düzen içinde, fark edilmeden silinip gidenlerden biri misin?
Öyleyse şimdi sor: Sen ne istiyorsun? Özgürlük mü, kabul görmek mi? Kendi yolunu çizmek mi, yoksa başkalarının koyduğu sınırların içinde kaybolmak mı? Cevabın ne olursa olsun, unutma: En büyük düşmanını mağlup etmenin tek yolu, önce kendini tanımaktan geçer. Ve belki de en büyük düşmanın, sensin.
Gerçek yalnızlık, dış dünyadan soyutlanmak değil, kendinle baş başa kalabilme cesaretini göstermektir. İnsan, aynaya baktığında yalnızca yüzünü değil, ruhunun derinliklerini görebildiği zaman özgürdür. Peki sen, o aynada kendini gerçekten görebiliyor musun? Yoksa gördüğün, yıllarca başkalarının inşa ettiği bir maskeden mi ibaret?
Kendi içinde kaybolmaktan korkanlar, başkalarının çizdiği yolda yürümeye mahkûmdur. Ama kendi içinin derinliklerine inmeyi göze alanlar, gerçek benliklerini keşfeder. Sessizlik, seni korkutmamalı; tam tersine, seni gerçeğe götüren bir rehber olmalı. Gürültüyü susturduğunda, en net sesin kendi içinden geldiğini fark edeceksin.
Yalnızlığı bir ceza gibi değil, bir özgürlük alanı gibi görebilenler, kendi yollarını çizebilirler. Kalabalıkların içinde bile yalnız hissetmek yerine, yalnızlığın içinde bile huzur bulabilenler, kendi varoluşlarını gerçekten anlamış olanlardır. Sen hangi taraftasın? Yalnızlıktan kaçanlardan mı, yoksa onu kucaklayanlardan mı?
Gerçekten, sen kimsin? Kendini aramaya cesaretin var mı? Yoksa başkalarının tanımladığı kimliklerin gölgesinde kaybolmaya devam mı edeceksin? Yoksa bu sorular sana fazla mı geliyor? Yüzleşmekten mi korkuyorsun? Eğer kendini sorgulamaktan kaçıyorsan, zaten var olup olmadığını bile sorgulamak gerekir. Cevabını yalnızca sen verebilirsin. Ama unutma, kaçmak, kendini kaybetmenin en kısa yoludur. Kendine dön ve en büyük sırrı keşfet: Sen, aslında kim olduğunu fark ettiğinde, kimsenin seni kontrol edemeyeceğini anlayacaksın.