En derin sessiz çığlığımız belki de anlaşılma isteği… Ve ne kadar da insani değil mi? Bir kere söylediğimizde, kendi kelimelerimizle ifade ettiğimizde istiyoruz ki bizim zihnimizde canlanan resimle aynı olsun algılanan.
Ama bu yazıda, anlaşılma ihtiyacımızdan öte, karşımızdaki kişinin de bu isteği olduğunu kabul etmeye ve bu konuyla ilgili neler yapıyoruz kısmına değinmek istiyorum.
Karşıdaki kişinin cümlelerini kendi cebimizdeki verilerle yorumluyoruz. Bilgimiz, görgümüz neye yetiyorsa o kadar… Peki ama burada can alıcı bir nokta var: “Acaba ne anlatmak istiyor?” sorusu.
Anlattığını doğru mu anlıyorum? Böyle geldi kulağıma ama doğru mu duydum? Teyit almak çözücü olabiliyor. Bazen teyit isteseniz de karşıdaki kişi söylediğinden emin olamıyor. Her davranışımızın ardındaki gerçeği çözebilmek çok kolay değil ve bazen tek bir nedenden de oluşmuyor. Böyle yazıldığında karşıdaki kişiyi doğruya yakın anlamak zor değil mi? Birçok parametre var ama kendimize göre yorumlamak hem çok basit hem pratik hem de bildiğimiz yer…
Bakın, bazen sadece yaptığımız çıkarımlarla ilişkileri bozuyor olabiliriz. Önceliklerimiz aynı sırada değil diye “Artık sevmiyor” ya da “Hiç sevmedi” anlamına gelmiyor.
İlişkileri çıkarımlarımıza boğuyor ve bunu çok masumca da yapıyor olabiliriz. Kısa kollu giymiş, “Üşümüyorum.” diyor ama “Utandı, hemen bir şey getireyim!” Oysa ya gerçekten üşümüyorsa? Çıkarımımız yanlışsa?
İlişkilerde saf samimiyet olduğunda aslında buradaki girift yapı çözülüyor. “Ben bu problemi çözemiyorum, yardım eder misin?” ile “Böyle bir sorun yaşıyorum.” arasındaki farkı görebilmek lazım. İki durumda da aynı tavrı gösteremezsiniz; birinde aktif olmanız, birinde ise sadece bir omuz olmanız isteniyordur.
Sosyal davranış okuması tabii ki yapacağız. Yüzünü buruşturarak “İstersen kahveye bize gel.” diyen birisine “Çok gönüllü olmadığını anlıyorum.” cümlesini kurmak yersiz olabilir. O kadar ince bir çizgi ki burası… Herkese “Doğru mu anladım?” demek mümkün değil; hayatın akışında bu imkânsız. Ama en azından yanlış anladığımızda “Ben böyle düşünmüştüm ama değilmiş.” kısmına geçip gönül almak da bir seçenek.
Elimizde sadece kişinin sözü varsa ve başka veri yoksa, burada gazelden hikâye uydurmak kolay. Zor olanı yapıp sadece söylenene odaklanmak, bizi sağlıklı kısımda tutabilir.
Böylelikle fazla ısrarın da önüne geçilmiş olur. “Bugün yorgun gibiyim, daha sonra arasam?” diyen biri, evet, sizinle görüşmek istemiyor olabilir. Ama bunu belirtecek başka veri yoksa neden böyle düşünüp buna inanıp huzursuz olasınız? O an sadece yalnız kalmak istiyor olabilir, gerçekten yorgun olabilir ve nice ihtimaller… Biz ise kendimizi huzursuz edecek çıkarımı yapıp hem kendimizin hem de ilişkinin huzurunu bozuyor olabiliriz.
Her ilişkinin dinamiği çok farklı. Her şeyde olduğu gibi burada da ölçü çok önemli. Gerekli yerde açık iletişimde kalmak, teyit almak; gerekli yerde ise ilişkinin samimiyet çizgisinde rahatça hareket edebilmek…
Bu ayrımı yapabildiğimiz, sadece anlaşılmayı değil, anlamaya da niyet ettiğimiz ve emek verdiğimiz, ilişkilerin su gibi akacağı bir hafta diliyorum.