Bu hafta, çoğumuzun dilinden düşmeyen ama ne yazık ki sıkça yanlış kullanılan bazı psikolojik terimlere bakalım istiyorum. Kavramların ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmayacağım, çünkü zaten sosyal medyada her yerde karşımıza çıkıyorlar. Ancak bu terimleri bu kadar rahat kullanma cesaretini nereden aldığımızı biraz sorgulamak faydalı olabilir.
İlk sırada “narsistik kişilik yapısı” var. Devamında ise “borderline”, “şizofren”, “bipolar” gibi kişilik yapıları ve ruhsal rahatsızlıklar geliyor. Bunlara “manipülasyon” gibi kavramları da ekleyebiliriz. Evet, bu rahatsızlıkların belirli tanı kriterleri var ve bu kriterleri değerlendirme yetkisi yalnızca uzmanlara ait. O halde biz, bu tanıları bu kadar rahat kullanma yetkisini kimden aldık?
Neden Bu Terimleri Kullanıyoruz?
Diyelim ki bu kavramları bir yerlerde duyduk — ki duymamak imkansız. Peki, bu kelimeleri hangi amaçla kullanıyoruz? Kendimize dürüstçe sormalıyız:
• Mağdur koltuğuna oturmak için mi?
• Kurtarıcı rolümüzü pekiştirmek için mi?
• Yoksa farkında olmadan başkalarına zorbalık yapmak için mi?
Albert Camus’nün dediği gibi, cehenneme giden yollar bazen iyi niyet taşlarıyla döşenir. Elbette niyet her zaman kötü olmayabilir. Bazen bu terimleri kullanarak birine yardım edebileceğimizi düşünebiliriz. Tanıyı koyarsak tedavinin de geleceğini varsaymak cazip gelebilir. Fakat ne yazık ki süreç bu kadar basit değil. Eksik bilgiyle yapılan her müdahale, dönülmesi zor yollarda çok fazla ilerlememize neden olabilir.
Kendi üzerimize giydiğimiz etiketler
Bu terimleri sadece başkaları için değil, kendimiz için de kullanıyoruz. Hem de inanılmaz bir sahiplenme ile:
• “Bana manipülasyon yapıyor.”
• “Ben zaten hep toksik ilişkiler yaşıyorum.”
• “Borderline olduğum için böyle hissediyorum.”
Evet, bunları söylüyoruz. Ama çoğu zaman burada kalıyoruz. Devamını getirmekte zorlanıyoruz çünkü sorunu görmek ve çözmek aynı motivasyonla ilerlemez. Sorunu gördüğümüzde bazen kendimizi mağdur koltuğuna sabitliyoruz. Çünkü çözüm süreci, konfor alanımızdan çıkmamızı ve sorumluluk almamızı gerektirir.
Bu yazının amacı, psikolojik terimlerin varlığını inkar etmek değil. Aksine, bu kavramların ne kadar ciddi olduğunu ve hoyratça kullanılmasının ne denli zarar verebileceğini hatırlatmak. Bu rahatsızlıklarla mücadele eden insanlar için de dilimizi düzeltme zorunluluğumuz var. Çünkü neyi, ne zaman yaşayacağımızı bilemeyiz. Günün birinde kendimizi de o dinamiğin içinde bulabiliriz.
Belki başkalarını etiketlerken, aslında o özelliklerin bir gün hepimizde az ya da çok ortaya çıkma ihtimali olduğunu fark etmek, empati yapmamıza yardımcı olabilir.
Bilgi mi, etiket mi?
Kişisel gelişim için bilginin güç olduğunu biliyoruz. Ama her gördüğümüz bilgiyi üzerimize giymek ne kadar sağlıklı? “Narsist partnerle baş etmenin yolları”, “Borderline ebeveynlerle büyüyenler”, “Toksik ilişkilerden kurtulma rehberi” gibi başlıklar yaşadığınız olayın açıklaması gibi görünebilir. Fakat bu bilgilerin tanı koymak için yeterli olmadığını bilmeliyiz.
Kendimize ya da başkalarına koyduğumuz etiketler, sorumluluktan kaçmak için bir sığınak haline gelebilir. Davranışlarımızı, seçimlerimizi veya ilişkilerdeki örüntülerimizi analiz etmek yerine, koyduğumuz tanıya “pas atıp” orada kalabiliriz. Sanki artık yapacak bir şey kalmamış gibi.
Oysa ki gerçek iyileşme, farkındalığın sorumlulukla birleştiği yerde başlar.
Bu hafta, davranışlarımızın sorumluluğunu alabildiğimiz bir hafta olsun. Kendimize ve çevremize daha nazik, daha sabırlı ve daha bilinçli yaklaşabilmemiz dileğiyle…