Gündem öyle çok, öyle yoğun ki bugün hangi konuyu yazacağıma karar veremedim.
Konya’da köpekler tarafından parçalanan çocuktan yola çıkarak köpek olayını mı yazsam, bu olayı bahane ederek Türkiye’nin en başarılı, en çalışkan, en hasbi, en samimi, en düzgün sayılı belediye başkanlarından olan Hasan Kılca kardeşime yapılan haksız istifa çağrılarını mı yazsam, Suriye’de üst üste gelişen olayları mı yazsam, Gazze’de İsrail tarafından bu defa da açlığa mahkûm edilen Müslüman kardeşlerimizi mi yazsam, İstiklal Marşı'mızın TBMM’de kabulünün yıldönümünü mü yazsam, yoksa mübarek Ramazan’ın faziletleri ile ilgili bir yazı mı yazsam bilemiyorum.
En iyisi işi oluruna bırakayım da bakalım nasıl bir yazı ortaya çıkacak görelim.
İstiklâl Marşımızın Kabulü
12 Mart 1921 büyük iman şairi Mehmet Akif Ersoy’un İstiklâl Marşı adı ile yazdığı şiirin TBMM de Milli Marş olarak kabul edildiği gündür.
İstiklâl Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy; hayatı boyunca verdiği, İslâm ve vatan ülküsü mücadelesinden bir an geri durmamış, edebî kişiliğinin yanında gerçek bir İslâm âlimi ve ahlâk-i hamide sahibi fedakâr bir mü’mindir. Akif, o dönemde verilen hürriyet mücadelesinin sembolleşen ismidir.
Akif, yaptığı güzel faaliyetleri ve milletine hediye ettiği eserleriyle tarihe mâl olmuş büyük bir şahsiyettir. Akif, o zor dönemlerin yılmaz mücahididir. O, yazdığı şiirlerinin her mısraı buram buram özgürlük, din ve vatan sevgisi kokan dev bir iman şairidir. Mehmet Akif, kaya gibi sağlam imanı, vefası, yılmayan ve sarsılmayan azmi, sadakat, sabır ve sebatı ile yeni nesillerimize heyecan ve canlılık katmaya devam eden örnek bir şahsiyettir.
Mehmet Akif; hayatı boyunca verdiği mücadelenin yanında, ebedi âleme irtihalinden sonra da milli ve manevi duygularımızı coşturmaya ve milletimizi heyecana sürüklemeye devam etmektedir. Kendisinden sonraki nesillere bıraktığı başta İstiklâl Marşı olmak üzere Safahat’ında topladığı emsalsiz şiirleri ile gaflete düşmüş insanımızı uyandırma, yeniden coşku ve heyecan kazandırma ve milletimizi yüceltme faaliyetini sürdürmektedir.
O zor dönemde Milli Eğitim Bakanlığınca 500 lira ödüllü Milli Marş yarışması düzenlenmişti. Yarışmaya yurdun dört bir yanından 724 şair iştirak etmiş, fakat kurul hiçbir şiiri Milli Marş olmaya lâyık bulmamıştı. Mehmet Akif “ben para için şiir yazmam” diyerek yarışmaya katılmamıştı.
Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi, kuvvetli bir şair olduğunu bildiği Mehmet Akif’e bir mektup yazarak yarışmaya katılmasını istemiştir. Mehmet Akif, ödülün kaldırılması şartı ile yarışmaya katılmaya ikna edildi. O günkü şartlarda 500 lira çok büyük para idi ve Akif’in bu paraya şiddetle ihtiyacı vardı. Öyle ki cebinde bulunan 2 lirayı ve sırtında taşıdığı paltoyu borç olarak temin etmişti. Buna rağmen ödülü reddetmişti. Böylece her mısraı buram buram özgürlük ve vatan sevgisi kokan ve 104 yıldır büyük bir aşkla, sevdayla ve heyecanla okunmaya devam edilen İstiklâl Marşı, TBMM’ nde alkışlar ve gözyaşları içerisinde defalarca okunarak ayakta dinlendi ve Milli Marş olarak kabul edildi.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim: bendimi çiğner aşarım
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.
Rûhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli;
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli,
Bu ezanlar- ki şehâdetleri dînin temeli-
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
İstiklâl ve Vatan şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un hasta yatağında söylediği şu söz; özgürlük ve bağımsızlığımızın sembolü İstiklâl Marşımızı anlamaya daha fazla yardımcı olacaktır sanırım. “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.”
İstiklâl Marşımızın duygu ve heyecanını milletimize yaşatmak ve genç nesillerimizin Milli Marşımızın ruhuna uygun yetişmelerini sağlamak yöneticilerimizin en önemli görevlerindendir. Bu görevin yerine getirilmesini temin maksadı ile İl Kültür Müdürlüğü görevini yürüttüğüm dönemde Konya’mızda ilk defa, okullar arası İstiklâl Marşının tamamını ezbere güzel okuma yarışması ile İstiklâl Marşı ve Mehmet Akif konulu kompozisyon yarışması düzenlemiştik. Konya merkez ve bütün ilçelerde ilk, orta ve liselerde birinci seçilen öğrencilerimiz sonra ilçe daha sonra da il birinciliği için yarıştılar. Dereceye giren öğrencilerimizin ödül töreninde İstiklâl Marşımız heyecanla, coşkuyla okunurken katılımcıların gözyaşlarının sel olup aktığını unutmak mümkün mü? Bu şekilde bütün öğrencilerimiz birkaç ay süren bu etkinlik kapsamında İstiklâl Marşımızın hamuruyla yoğruldu ve onun mânâ ve önemini kavradı.
Daha sonra Büyükşehir Belediyesinde de 7 yıl boyunca aynı heyecanı devam ettirmek nasip oldu. Her 12 Mart geldiği zaman büyük bir heyecan fırtınası yaşıyorduk ve Konya bütünüyle İstiklâl Marşımızın yazıldığı günlere dönüyordu âdeta… Yıllarca bütün Konya İstiklâl Marşımızın heyecanıyla titredi, genç nesillerimiz Milli Marşımızı coşkuyla terennüm ettiler ve duygulu, anlamlı, heyecanlı, şiir gibi makaleler yazdılar.
Ne yazık ki bu yarışmalar daha sonra akamete uğradı. Öğrencilerimizle beraber etkinlikleri takip eden halkımızın da, din ve vatan sevgisinin zirveye ulaştığı ve büyük bir duygu selinin yaşanmasına vesile olduğu bu yarışmalar ve programlar her ne hikmetse rafa kaldırıldı. İstiklâl Marşımız ve Milli şairimiz Mehmet Akif ile ilgili olan ve büyük anlam ve öneme haiz olan söz konusu programın yıllardır icra edilmemiş olması gönlümüzü yaralamaktadır. Milli ve Manevi değerlerimizi yaşatmaya vesile olan programların arttırılarak devam ettirilmesi en büyük arzumuzdur. İstiklâl Marşımız sadece bilboardlarda kutlanarak geçiştirilmeyecek kadar ulvî bir marştır.
Ramazan geldi gidiyor işte, aslında ömrümüzdür giden
Bu yıl da, Ramazan Ay’ına ulaşmış ve Rabbimizin Oruç hediyesi ile baş başa kalmış bulunmaktayız. Bu hediyenin kadri kıymetini bilmek ve ona göre davranmak kulluk borcumuzdur.
Oruç tutmak, her ne kadar yemeden ve içmeden kesilmek ise de, sadece aç kalmaktan ibaret olan bir ibadet değildir. Orucun gayesine tam olarak ulaşabilmek için, sadece midemizi değil bütün vücudumuzu oruçlu hale getirmemiz gerekmektedir. Orucu, sadece ağzımızı yemeye ve içmeye kapatmak olarak görmemeli bütün bedenimize, bütün azalarımıza, gönlümüze ve ruhumuza yaymalıyız. Ancak, bu şekilde oruç tutarak, orucun tat ve lezzetine kavuşabilir ve orucun maddi- manevi faydalarına ulaşabiliriz.
Kâinatın Efendisi, oruç tutarken nasıl davranmamız gerektiği ile ilgili bakın nasıl ipuçları veriyor:
“Oruç perdedir. Biriniz oruçlu iken kötü söz söylemesin, kimseyle çekişmesin, bağırıp çağırmasın, birisi kendisine kötü söz edecek veya kavga edecek olursa ben oruçluyum desin ve ona bulaşmasın.”
“Kim yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.”
Efendimizin bu sözlerinden çıkarmamız gereken dersler vardır. Orucu, bütün kötülükleri engelleyen bir perde olarak görmeli ve hayatımızı bu andan itibaren kötülüğe, riyakârlığa, samimiyetsizliğe, vefasızlığa ve topyekûn haramlara tamamen kapatarak, güzelliklerle dolu bir şekilde yaşantımızı sürdürmeliyiz. Böyle yapmazsak sadece aç kaldığımız kalır yanımızda… Allah’ın, bizim aç kalmamıza ihtiyacı yoktur.
Oruç ile kötü huy ve çirkin yaşantı birbiri ile bağdaşmaz. Güzellikler ile çirkinlikler yan yana durmaz. Oruç, bütün kötülükleri engelleyen bir kalkan olmalıdır. Olmuyorsa tuttuğumuzu zannettiğimiz oruçlarımızda bir eksiklik var demektir.
Oruç, nefsi terbiye etmenin en güzel yoludur. Nefsi terbiye etmenin yolu sabırdan geçer. Sabır, sadece açlığa ve susuzluğa değil, aynı zamanda kötülüklere, haksızlıklara ve vefasızlıklara karşı da tahammül etmektir. Orucun manevi hasadı toplanırken bütün bu davranışların etkisi elbette görülecektir.
Oruç tutan bütün mü’minler kendilerini kötü ve çirkin huylardan arındırır ve Yaratıcımızın emirleri, Efendimizin sözleri doğrultusunda güzel meziyetlerle donatırsa toplumun bir anda olumlu olarak değişeceğini, yaşanan haksızlıkların, çirkinliklerin ve kötülüklerin sona ereceğini görebiliriz. İşte ancak bu takdirde, tuttuğumuz oruçlar bizleri istenilen amaca eksiksiz ulaştırmış olacaktır. Mü’minlerde oruçla birlikte yardımlaşma, paylaşma, vefa, cömertlik ve ihsan duygularının zirveye ulaşması, Ramazan’da görülen iman tezahürlerinden sadece birkaç örnektir.
Böylesine güzelliklerle dolu Ramazan geldi gidiyor işte… Daha dün başladı gibi bugün 13. gününe gelmişiz. Neredeyse yarısı gitti. Geri kalan günler de aynı şekilde hızlıca geçip gidecektir. Aslında giden sadece Ramazan değil, sadece günler değil, ömrümüzdür giden… Geçen her gün, ömrümüzden bir çentik, bir kertik, bir oyuk açarak gidiyor. Açılan bu oyuklar gittikçe büyüyerek bir gün bizi de kabir çukuruna düşürecek ve ahiret hayatına yolcu edecek. Orada “gel bakalım ver hesabını” denecek. Oranın hazırlığı için şu anda büyük bir fırsatın içindeyiz. Bu fırsatı iyi değerlendirelim İnşallah.
Köpek Olayı
Karatay ilçemizde yaşanan acı hadise hepimizi derinden üzdü. Bu olayda köpekler tarafından parçalanarak hayatını kaybeden evladımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Hakikaten yürek yaralayan bir olay… Ancak bu çok hüzünlü olay bahanesiyle Karatay Belediye Başkanımız Hasan Kılca’ya dair yapılan istifa çağrılarını haksız ve mesnetsiz buluyorum.
Göreve geldiği günden beri çalışkanlığı ve başarısının yanında halka yakınlığı ve mütevazılığı ile dikkatleri çeken Hasan Kılca Başkan başıboş sokak köpekleri ile de daima mücadele etmiştir. Şu ana kadar binlerce köpek toplanarak barınaklara sevk edilmiştir. Köpek olayı sadece Karatay’ın ve Konya’nın değil ülkemizin büyük bir problemidir. Hayvan sever geçinen bir takım soytarılara aldırmadan canları yakan, insanları öldüren ve yaralayan bu köpek sorunu bir an önce halledilmelidir. Her konuda gayretli çalışmaları, düzgün yaşantısı, halkımıza karşı gayet yumuşak davranışı ve samimiyeti ile yakından tanıdığımız Hasan Kılca Başkan’ı bu olay üzerinden yıpratmaya çalışmak büyük bir haksızlıktır.
Gazze ve Suriye’de meydana gelen son olaylara maalesef yerimiz kalmadı. Onları da daha sonraki yazımızda değerlendirmek üzere sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.