İbrahim Bel kendinizden kısaca bahseder misiniz?

1950 yılında Konya’da doğdum. Konya’da ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirdim. Daha sonrada 1974 yılında mühendisliği bitirerek inşaat mühendisi oldum. 1974 yılından itibaren de inşaat mühendisi olarak, müteahhit olarak devem ediyorum.

Siyasetle iç içe olmuş, siyaseten zorluk ve sıkıntılar çekmiş, darbeleri yaşamış bir insansınız. Darbeler dönemini genel manada bir değerlendirir misiniz?  

Ben 1960 ihtilalini gördüm. O dönem 10 yaşında çocuk olduğumuz için çok fazla bir şey fark etmedik. Ondan sonda 1970 yılına kadar normal hükümetler görev yaptı. Ama 1970-80 arası çok karışık bir dönemdi. Hem anarşi yönünde karışık bir dönemdi hem hükümetler yönünden karışık bir dönemdi, hem de ülke yönünden karışık bir dönemdi. Sıkıntılı bir dönemden geçtik. 1980’den sonra zaten ihtilal 2000 yılına kadar sürdü. 28 Şubat 1997’deki yaşananlar Türkiye için ayrı bir kaos oldu. Elhamdülillah 2002 yılından bugüne kadar tek hükümetle yani stabil bir hükümetle gidiyoruz.

 

Peki gençlik döneminde Konya’da yetiştiniz. O dönemde nasıl bir gençtiniz ve siyasete nasıl girdiniz?

Bizim okul döneminde Konya’da inançlı bir gençlik grubu vardı. Allah rahmet eylesin Hasan Hüseyin Varol Hoca, bizleri hep topluyor, sohbetler yapıyor ve bize sahip çıkıyordu. Ben mühendislik mektebinden mezun olduktan bir yıl sonra Teknik Elemanlar Birliği Başkanlığı görevine geldim. Ondan sonra Milli Selamet Partisi Merkez İlçe Başkanı oldum. İhtilalde bu görevimiz bitti. Belirli bir süre görev almadım ama daha sonraki Refah-Fazilet dönemlerinde görev aldık. İl başkan yardımcılıkları görevini yaptık.

Ülkenin en sıkıntılı dönemlerinden biri olan ve 1980 darbe sürecine giden dönem sizde nasıl bir etki bıraktı? O dönem neler yaşadınız?

Dönüp baktığımız zaman o dönem için çok önemli değil gibi gözüküyor ama bugün tekrar düşündüğünüz zaman tabi ki çok üzücü, acı olaylar vardı. Ülke adına vardı, gençlik adına vardı, halk adına vardı. Herkeste bir can korkusu vardı, her an ölüm tehlikesi vardı. Bunu bizler kaç defa geçirdik. Vurmaya geldikleri, sıkıntılar yaşadığımız günler çok oldu. Allah o günleri bir daha göstermesin. Sahipsiz günlerdi onlar. Vurulan vurulduğu yerde kalıyordu. Biz bunları 80 öncesi çok gördük, çok yaşadık. Hele hele ben ilçe başkanıydım, resmen tehditler, sıkıştırmalar ve vurmaya gelmeler oldu. Bunları yaşadık. Ben mühendislik mektebine ilk Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde başladığımda Deniz Gezmiş’ler vardı orada. Orda da çok sıkıntılar görüldü yaşandı. Türkiye’nin en karışık dönemleriydi. Biz bunu birebir yaşadık. Olduğu yerde yaşadık.

1980 darbesine giden süreçte kardeşlerin bile birbirlerine düşman olduğu bir süreç yaşandı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birebir benim yaşadığım hadiseler var. Bilinmeyen eller tarafından gençlik birbirine düşürülüyor, yukarıda herkes işini yapıyordu. Yani gençliği resmen birbirine düşürüp kışkırtıyorlardı. Aynı silahla bir gün solcu vuruluyordu, ertesi gün sağcı vuruluyordu. Aynı insan bir gün o tarafta oluyordu, bir gün bu tarafta oluyordu. Ben bizzat parti başkanı olduğum dönemlerde arada kışkırtıcı insanların olduğunu gördüm. O günün devleti tarafından görevlendirilmiş insanlar olduğunu müşahade ettim, gördüm yaşadım. Evin içerisinde kardeşler, anne-babalar birbirlerine düşman oluyordu. 12 Eylül Askeri Darbesi olduğunda ben Konya’da Milli Selamet Partisi Merkez İlçe Başkanı olarak görev yapıyordum. Bizim partimizi de kapattılar, gözaltılar, tutuklamalar oldu. Çok acımasız, çok insafsızdı. Yani şuan İsrail’in yaptığı zulümlere benzer zulümler vardı. İl yönetiminden götürülenler oldu, ilçe yönetiminden götürülenler olmadı. Beni aramışlar ama bulamamışlar, nasıl bulamadılarsa. Çok arkadaşımızı götürdüler, Mamak’ta cezaevinde işkence çektiler. Garabet bir dönemdi 80 dönemi. Sağdan-soldan vurulmalar, yakalanmalar… Askeri bir baskı vardı. İhtilal döneminde hukuk falan yoktu.

Peki o dönemde görüş olarak karşı karşıya geldiğiniz ama sonradan oturup konuşma fırsatı bulduğunuz insanlar oldu mu?

Çok oldu. O zaman aşırı solcu olanlarla veya aşırı militan olanlarla kol kola geldik. O da söylüyordu ‘Ya biz ne yaptık o dönem’ diye biz de dedik ‘biz ne yaptık o dönem’ diye. Oturup konuşma yerine, birbirimizi tanımadan düşman görüyorduk.   

Peki postmodern bir darbe olan 28 Şubat sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

28 Şubat süreci de Türkiye’ye dayatılan hadiselerden bir tanesi. Sebebi, o zaman Refah-Yol Hükümeti’nin ülkeyi düzlüğe çıkarmak için plan, programını koymuş olması. Huzuru getirmiş olması ve ciddi bir kalkınma hamlesi başlamış olması. Denk bütçe yapılması, sanayiye ağırlık verilmesi, savunma sanayine ağırlık verilmesi ve enflasyonun neredeyse sıfıra indirilmiş olması çoklarının hoşuna gitmedi. Bunun sıkıntılı bir gelecek olduğunu düşündüler, Refah Partisi eğer bu dönemi geçirecek olursa, bundan sonra iktidar olur, bunu indirmemiz mümkün değil diye dayatılan bir postmadern darbeydi. Askeri vesayet vardı, her şey onların elindeydi. Onlar için ülke vardı, bir devlet memuru olmalarına rağmen, ülkenin sahipleri gibi kendilerini görüyor ve diğer insanları, milleti kendilerinin hizmetçisi olarak görüyorlardı. Onlar ne olmasını istiyorsa o oluyordu ve onlar için bütün yollar mübahtı. Biz o günleri yaşadık. 28 Şubat bunlardan bir tanesi, savunma sanayini istemediler, Müslüman ülkelerle işbirliğini istemediler. İnsanların huzura kavuşmasını istemediler, enflasyonun düşmesini istemediler, birçok şeyi istemediler. Dışarıdan müdahale vardı diyoruz… Senin başbakanının odasının yanında İngiliz istihbaratının odası var. Veya senin bütün telefon konuşmaların İsrail’den geçiyor. Sen nasıl hürsün, nasıl demokratsın, nasıl özgürsün?

 

28 Şubat sürecinden sonraki dönemde AK Parti’nin kurulması ve tek başına iktidara gelmesi. Bununla ilgili yorumlarınız nelerdir?

AK Parti’nin iktidara gelmesi; çok darda olan bir gurubun bir anda kurtuluşa ermek için koşması, kucaklaması gibi… Çünkü ondan önceki partiler, iktidar olmuşlar, 3-4 parti bir araya gelmiş iktidar olmuş ama bir gecede faiz 7000-8000’e gelmiş. Fiyatlar alabildiğine artmış, bankaların içi boşaltılmış, hırsızlıklar son raddeye ulaşmış, her şeyin sıkıntılı olduğu bir dönem. İnsanlar kurtarıcı arıyorlardı ve Tayyip Bey’e çok güvendiler. Tayyip Bey belediye başkanı olduğunda İstanbul Belediyesi Türkiye’nin 28 Şubat’tan çıktığı halindeydi. Ama düzeltti, insanlara mutluluk getirdi ve insanlara hayali bile zor olan suyu getirdi. Dolayısıyla bir güvenilirlik vardı. Tayyip Bey’in etrafından toplanıldı. O da insanları yanıltmadı.

 

Gençlerimiz hem  umut hem gelecek Gençlerimiz hem umut hem gelecek

Peki 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Hep söylenilen şudur, ‘Ortadoğu’ya sahip olacaktan Türkiye’ye sahip olman lazım’ diye. Bu dışarıdaki beynin, üst aklın söylediği şeydir. Türkiye’ye sahip olmak için bizdeki gibi günlük plan yapmıyor dışarıdakiler. 50 yıllık, 100 yıllık, 200 yıllık plan yapıyorlar. Ve 15 Temmuzun adamlarını, aktörlerini 20 yıl 30 yıl 40 yıl önceden almışlar yetiştirmişler. 16 Temmuzu sadece devir-teslim gibi gördüler. Bu milletin ferasetini görmediler. Sadece devir teslim yapılacakmış gibi göndüler. Fakat millet küllenen imanının üzerinden külünü atarak, bunları tersyüz etti. Hiç beklemedikleri, dünyanın beklemediği bir hadise oldu. Dolayısıyla millet özüne döndü, kendine geldi. Bunda en büyük etkende liderdir. Eğer bizim liderimiz o gün ölümüne meydanlara çıkmasaydı. Kaçmış olsaydı çok farklı şeyler olurdu. Ben 60 ihtilalini biliyorum. Kimsenin kılı kıpırdamadı, Menderes’in idamına kimse ses çıkartmadı, çünkü bilinmiyordu. Bugün öyle değil. Kimin ne yaptığı nasıl yaptığı niçin yaptığı her şey biliniyor.

Zorlu bir dönemde siyaset yaptınız ve büyük sıkıntılar çektiniz. Şimdi politikaya uzak duran gençleri nasıl görüyorsunuz ve onlara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Ben gençliğe çok üzülüyorum. Sebebi şu, gençlik kökünden kopartıldı. Bir ağacı düşünün kökleri kopartılmış, az ilerde duruyor ama kökü yok, o ağacın beslenmesi yok. Gençliğin içerisindeki Allah korkusu, dini imanı çok zayıflatıldı. Her şey maddeye bağımlı hale getirildi ve telefon, televizyon ve benzeri şeylere yönlendirilerek, gençlik meşgul edilir hale geldi. Gençliğin gayesi bu olmamalıydı. Özünden kopmamalı, ülkesine sahip olmalı, hadiseleri bilmeli ve ülkenin ileriye gitmesi için ne gerekiyorsa onu yapmalıydı. Yok mu var ama azınlıkta. Yazılı ve görsel medya ve diğer kuruluşlarıyla gençlik geçmişinden kopartılıyor, kimliğinde kopartılıyor. Buna çok üzülüyorum. Biz bu değiliz.

Bir defa önce bu gençlere ahlakı öğretmemiz lazım, ahlak ve maneviyat. Bizde enflasyon var çok fazla bu enflasyon gerçek enflasyon değil. İnsanlar fırsatçı, fırsattan doğan enflasyon. Dolayısıyla insanlara maneviyatı öğretmemiz lazım. Bu sağlanırsa bizdeki enflasyon kanunla falan değil böylelikle kendiliğinden aşağı iner. Ben buna çok ciddi bir şekilde inanıyorum. Gençliğimiz nereye gittiğini bilmiyor. Şu anda gençliğimizi meşgul edecek iman yönlerimiz yok. Çok boşaltıldı. Okulların için çok boşaltıldı. Benim 22 yılık AK Parti hükümetini en büyük tenkit ettiğim yön, milli bir maarif koyamaması. Gençlik çok boş yetişiyor. Ne olduğunu bilmiyor. Birçok imam hatip açıldı. İçi boş. Çocuklar bilmiyor. Birçok üniversite açıldı. Bakın bize 100’e yakın mezun mühendis başvurdu, içinden alabileceğimiz eleman yok. Bomboş elemanlar yetiştiriliyor. Bunlar ne fen ilimlerinde ne din ilimlerinde ne de manevi ilimlerde bir varlıkları yok. Bunlara dönülmeli, gençler sıfırdan alınıp kökü öğretilmeli. Geleceği gösterilmeli, hedefi gösterilmeli ve ona göre eğitim verilmeli. Ya değilse şuandaki okullarda verilen eğitimle hiçbir yere gidilmez. Hiçbir şey yapılamaz, buna da ben çok üzülüyorum. Önce gençlik önce milli eğitim diyorum. Arkasından ülkemizde müthiş bir israf politikamız var. Hastanelerde israf, makam mevkilerde israf, harcamalarda israf, insanımızda israf. Herkesin altında son model araba var, bir evde 3 araba var. Bunlar israf. Hastaneye gidiyorsun, kutu kutu ilaç veriyor. Ne işe yaradığını bilemiyorsunuz. Yarıdan fazlasını atıyorsunuz. Yani devletin bu israf politikasına bakanından başlayıp vatandaşına kadar inmesi lazım. Bir eğitim, iki israf, üç gençliğin manevi yönünün doldurulması. Bunları yapamazsak hiçbir şey yapamayız. Bu konulara ciddi şekilde eğilmek gerekiyor diye düşünüyorum. Biz bunları düzeltecek olursak Allah’ın iziyle ülkemizin önünde kimse duramaz.     

  

      

Kaynak: Barış Yaman